Karete do



Alm. Karate, Fr. Karaté, İng. Karate. Uzakdoğu ülkelerinde geliştirilmiş ve bütün dünyâda yaygınlaşmış olan umûmiyetle yumruk ve ayak vuruşlarından ibâret bir çeşit savunma, kültürfizik ve yarışma sporu. Çin , Japonya , Kore gibi ülkelerde geliştirilen bu sporun sayısız ekolleri vardır. Herkesce sevilen karate, genç ihtiyar demeden kadın ve çocuklar tarafından da tatbik edilmektedir.
M.Ö. 2000-3000 yıllarında budist râhipleri tarafından geliştirilmiştir. O târihlerde Budist tapınakları halkın adak ve hediyeler bırakması sebebiyle çok zengindi ve bu zenginlik de soygunculara hedef teşkil etmekteydi.
Budist inançlarına göre silâh kullanmak ve hele canlı hayâtına son vermek kesinlikle yasaktı. Bu
sebeple râhipler soygunculardan kendilerini koruyabilmek için karateyi geliştirdiler ve her gün manastır avlularında dînî âyin havasında çalışmalarını sürdürdüler. Günümüzde ise karate sportif gâyeli olduğundan bir takım kurallarla sınırlandırılmıştır.
Karate bir kişinin silâhsız olarak vücûdunun tabiî organları ile kendisini müdâfaa etmesidir. Kesinlikle saldırı değil, savunma aracıdır. Savunma, spor ve vücut hâkimiyeti ile birlikte karakterin olgunlaştırılmasıdır.
Karate bir sanattır ve en büyük gâyesi galibiyet değildir; gerçek bir karate insanın ahlâk ve karakterini olgunlaştırmayı hedef edinmiştir.
Aşağı yukarı 1600 yıllarında Çin ve Japonya ile dâima iyi münâsebette bulunmuş olan Okinawa Adasında “Okinawa-te” isminde bir dövüş sanatı doğar. Bu sanat, Çin askerleri ile gelmiş olan Kendo ve adadaki yerlilerin geliştirmiş olduğu bir dövüş sanatının birleşiminden ibârettir. Bir süre sonra politik sebepler yüzünden Okinawa yerlilerinin silâh bulundurmaları yasaklanınca “Okinawa-te” hızlı bir gelişme gösterir. Son yüzyıllara kadar bu sanat gizli kalır. Eski “Okinawa-te” üzerine ne bir kitap ne de târihî bir belge bulunmaktadır.
Okinawa-teden bugünkü karateyi kuran kişi Gichin Funakoshidir. Kendisi bir Okinawalıdır. Japonyada eski dövüş sanatlarında büyük bir rönesans gerçekleştirdiğinde; yâni Jui-jitsu, Judoya, Japon eskriminin Kendoya dönüştüğünde, Funakoshi, Japonyada bulunmaktaydı. Meydana çıkarmak istediği dövüş sanatında yaptığı hamlelerde (1917 ve1922) büyük başarı kazandı. Bu başarısından dolayı bu sanatı Japonyada öğretebilmesi için kendisine izin verildi. Bunun üzerine ülkeyi baştan aşağı dolaşıp kendi sanatı hakkında dersler ve seminerler verdi. Bu zaman zarfında birçok üniversite, karate grupları kurma çalışmalarındaFunakoshinin yardımını istemişlerdir. 1900  yıllarında Okinawa-te yerine bu dövüş sanatına “karate” denilmiştir. Burada “kara” Çin anlamındadır. Yâni tam tercümesi “Çin-eli” şeklinde olmaktadır.
Funakoshi, Japonyada karateyi ilmî şekilde teşkilâtlandırıyordu. Böylece karateyi tehlikesiz bir spor hâline sokarak karate şampiyonaları düzenleme imkânı doğmuştu. Funakoshi, karateyi geliştirirken Judo ve Kendodan bir sürü teknik almış ve böylece bugünkü modern Japon karatesinin ilk temelleri atılmıştır. Funakoshi, sanatının ismini sonradan “Çin-eli”nden “Boş-el”e çevirdi. Yazılış değişse de okunuş yine aynıdır. Yâni Çin veya boş (veya silâhsız) kelimelerinin Joponca okunuşları yine “kara”dır.
Karate Japonyada büyük bir hızla gelişirken, Okinawa ve Çinden başka karate hocaları Japonyaya geldi. Bu sırada Japonyada başka karate sistemleri de doğdu. Bunlar teknik açıdan birbirlerinden farklı ise de, öz ve esasta aynıdırlar. En tanınmışları şunlardır. Wado-Ryu, Goju-Ryu ve Shito-Ryu (Ryu, okul demektir). Gichin Funakoshinin kurduğu karatenin ismi Shotokandır. Bu stil en tanınmışı ve en çok yayılıp benimsenmiş olanıdır. Shito-Ryu, 1930da Kenwa Mabuni tarafından kurulmuştur. Birkaç sene sonra Chojun Miyagi, Goju-Ryu karatesini kurdu. Goju-Ryunun bugünkü yöneticisi Gogen Yamaguchidir. Lâkabı ise kedidir.
1935te Funakoshinin talebesi olan Hironori Otsuka, Wado-Ryuyu kurdu. Wadonun mânâsı “barışa giden yol” demektir. Teknik bakımdan Wado-Ryu karatesi ile Shotokan stili arasında pek fark yoktur. Karatenin esası sayılan Kung-fu Çinde, Taek-wan-do ise Korede geliştirildi.
Karate ve çeşitleri yalınayak ve özel üniformalı olarak çalışılır. Bele, dereceye göre çeşitli renklerde “kemer” bağlanır. Kung-fu stillerinde Çin halkının günlük olarak giydiği elbiselerle ve kapalı terliklerle (iskarpinlerle) çalışılır.
Karatede açık el, yumruk, ayak ve diz darbeleri görüldüğü gibi bu hareketler (blok) olarak da kullanılmaktadır. Bâzı karateciler yumruk hattâ parmak ucu ve ayak vuruşlarını sert satıhlara tatbik ederek darbe noktalarını sertleştirmektedirler. Önceleri kanayan temas noktaları daha sonra nasırlaşarak sertleşir. Fakat hekimler böylesi bir çalışmanın sıhhat yönünden geriye dönüşü olmayan menfî tesirler bırakacağını bildirmiştir.
“Öldürücü vuruşların” ve isimleri efsâneye karışmış bâzı karatecilerin olağanüstü güce sâhib oldukları söylenmektedir. Bu güçler arasında, meselâ, küçük kuşların bir haykırış (kader bağırışı) ile öldürülmesi, vücudun belirli hassas ve gizli noktalarına hafifçe temas etmek suretiyle ölüme sebebiyet verme (ölüm dokunuşu) ve çıplak el darbesi ile düşmanın vücûdunu bölerek hâlen çarpmakta olan yüreği sökme de yer almaktadır. Ancak bütün bu olağanüstü gibi gözüken olayları belgeleyici ve inandırıcı vesikalar bulunamamıştır.
Yumuşak ve sert stiller: Karatede yumuşak stili benimsemiş olan bir ekol, sürat ve inceliğe önem verirken; sert stili benimsemiş olanlar vuruş gücünün arttırılmasını ön planda tutmaktadırlar. Birincisinde, meselâ süratli bir vuruşun meydana çıkardığı rüzgâr ile muma dokunmadan ateşinin söndürülmesi antrenmanı yer alırken, ikincisinde meselâ bir tuğlanın kırılması hüner olarak
görülmektedir.
Katalar (Dövüş şekilleri): Tek veya birçok hasıma karşı “hayâlî” bir savunmada, öğrenilen bütün tekniklerin bir plan dâhilinde gösterilmesine kata denilmektedir.
Müsâbakalar: Karate müsâbakalarında umumiyetle darbeler hedefe 1 cm kadar bir mesâfede durdurulur. Böylece bir veya birkaç sayı toplanır. Başlıca hedefler arasında baş, gözler, yüz, göğüs, karaciğer ve kasıklar bulunmaktadır. Zamanımızda batılı ülkelerde ortaya atılan “full contact” karate müsâbakalarında, ayak ve kasıklarda koruyucu eldiven, tozluk ve süngerler bulunmaktadır.
Kemerler: Başlangıçta her kareteciye beyaz renk kemer verilir. Zamanla antrenman ve müsâbakalarda tecrübe kazanan karateciler belirli imtihanlara tâbi tutularak kemer atlarlar. Böylece kemerlerin rengi veya işâretleri değişir. Karatede en üst seviye, hocalık derecesi olan siyah kuşaktır. Bundan sonra “dan” denilen yükselmelere geçilir.
Japon Karate Cemiyeti 1948 de kurulmuştur. Birleşik Amerikada 1965te kurulan “Birleşik Karate Federasyonu” yalnız Amerikada bulunan karate okullarını tanımaktadır.
Karate-do 1960 yılından sonra dünyâya penceresini açmıştır. Fakat bugün en çok sporcusu bulunan sevilen bir spor haline gelmiştir.
Türkiyede karate: İnsanlık târihi kadar eski olan mücâdele sporları her milletin özünde vardır. Milletler bunları kendi dillerine göre adlandırmışlar ve kendi kültürleri içinde yaymaya çalışmışlardır.
Biz de târihimize baktığımız zaman, usûllü vuruş denilen boks veya karateye benzer bir sporun, Göktürklerde bugünkü pankreasa benzer vurdulu kırdılı güreşlerin olduğunu; Osmanlılar devrinde askerlerin, mermerlere vuruşlar yaparak uzuvlarını sertleştirdiklerini ve bir Osmanlı tokadı ile hasımlarını yere serdiklerini, hattâ bugün köylerimizin pek çoğunda gençlerin tekme oyunu diye karşılıklı geçip birbirlerini tekmeledikleri görülmektedir. Ama kimse bunlarıJaponlar gibi sistematize edip, prensip ve usûller dâhilinde dünyâya tanıtmamışlardır.
1962de, yurdumuza judonun girmesi ile berâber, karate de aynı kültürün ürünü olarak geçiş yaptı.
Modern Türk judosunun önderlerinden ve ilk ustalarından olan. İbrahim Öztek, Namık Ekin, Ahmet Ökten ve Natık Canca çalışmalarında karateye de yer verdiler. Judonun tanıtılması ve yayılması için çeşitli gösterilerde korunma teknikleri (Kime-Waza) şeklinde teknik ve vuruşlar yaparak, karateyi de tanıtmaya başladılar. 1969da Türk Judo Federasyonu Teknik Direktörü Michael Novowitch, antrenör kurslarında Karate-do, Aiko-do ve Ken-do dersleri de verdi.
İlk çalışmalarına Hakkı Koşarın yanında başlayan Ahmet Doğaner, Ferhat Özsert, Atilla Çeliktürk, Hakan Alpay, Ali Koca ve Kempo sistemini yurdumuza getiren Enver Hancı gibi değerli hocalar büyük bir gayretle çalışarak kısa bir zamanda binlerce sporcu yetiştirerek bu spora en büyük hizmeti vermişlerdir.
Karate Do Hakkında Bilgi
Karate'nin temeli pek çok Japon savaş sanatı gibiOkinava adasında, Derebeylik döneminde, savaşçı samuray kastı dışında kalan sıradan vatandaşların silah taşıması yasaklanınca silahsız olarak kendini savunmak isteyen kişilerin Budist rahiplerden kökeni Çin hatta Hindistan'a dek uzanan antik savaş sanatlarını öğrenmek istemesi neticesinde atılmıştır. Gichin Funakoshi tarafından 20. yüzyıl başında Japonya'ya taşındığında Japonca'da aynı şekilde yazılan ama çok küçük farkla okunan Boş kelimesi Çin kelimesinin yerine geçerek Karate, Boş El anlamını almıştır.

Giysilerine Karate-gi, öğrencilerine karate-ka denir. Karate antrenmanları genel olarak üç kısımdan oluşur. Bunlar, Kihon, Kata ve Kumite'dir. Kihon karatedeki temel tekniklerin parça parça çalışılmasıdır. Kata, sıraları önceden belirlenmiş çeşitli tekniklerin belirli bir sıra ile uygulandığı Karatenin kuşaktan kuşağa aktarılması için oluturulmuş alıştırmalardır. Kumite antrenmanda yapılan dövüş alıştırmasıdır.


Tarihçe

Karatenin Okinava adasındaki tarihi, Ryu Kyu hanedanının başı Kral Satto'nun kardeşi Taiki'yi 1372 yılında İmparator Chu Yuen Cheang ile ticari bir anlaşma yapmak için Çin'e göndermesiyle başlar. Bu ticari anlaşmanın önemi Çin ve Okinava arasıdaki kültürel etkilenmenin başlamasını sağlamasıdır. 1866 yılına kadar iki ülke birbiri ile sürekli kültürel ilişki içinde olmuştur.

Çinden gelen birçok Kung Fu ustası, Shuri ve Naha kasabalarında kaldıkları sürede soylu sınıfa kendi sanatları öğretmişlerdir. Japonya'nın Okinava'yı 1609 yılında topraklarına katması ile İmparator Sho Shin tarafından 1477 yılında çıkardığı silah taşıma yasağı devam etmiştir. Japonlar ayrıca Savaş Sanatlarının öğretilmesini de yasaklamıştı. Bu yasak Okinavalıların eğitimlerini gizlice devam etmelerine neden olmuştur. Takip eden üç yüz yıl boyunca gelişen Okinava kökenli Savaş Sanatları, bugünkü eşsiz formuna ulaşırken genel olarak üç ekole ayrılmıştır. Hepsi de filizlendikleri kasabaların adını almıştır; Shuri Te, Tomari Te ve Naha Te.

Shuri Te, Kung Fu'nun sert yönlerini ele alarak, saldırgan bir yöntem geliştirmiştir. Naha Te, genel olarak yumuşak tekniklere eğilerek nefes ve Chi çalışmalarını ön plana çıkarmıştır. Temel karakteri, boğuşma ve fırlatmalar üstüne kurulu ve savunma ağırlıklıdır. Tomari Te ise, sert ve yumuşak yönlerin ikisinde de etkilenmiştir.

Okinava Te(Eli) yüzyıllar içinde geliştirilerek, günümüzde Karate(boş el) olarak tanıdığımız sanat haline ulaşmıştır.

Dünyaya Yayılması

Karate bilindiği üzere Japonya'dan dünyaya yayılmıştır. Karateyi Japonya'ya götüren kişi Gichin Funakoshi'dir. Karatenin dünyaya yayılması 2. Dünya Savaşı'ndan sonra başlamıştır. Ülkemize ise 1965'den sonra gelmiştir.Sensei Gichin Funakoshi, Karate Do'da eskiden gelen bazı kata ve teknikleri her yaştaki insanın öğrenebilmesi için tekrar düzenleyerek sadeleştirmiştir. Bu sayede öğrenmesi yıllar alan ve oldukça zor olan Sanat tüm dünyada popüler hale gelebilmiştir. Daha sonra öğrencileri tarafından stili, Ustanın şiir yazarken kullandığı mahlası olan Shoto ve okul anlamına gelen Kan kelimelerinin birleşimi olan Shotokan adını almıştır.

Modern Karate, Japonca'da Yol anlamıda gelen Do ekini almıştır. Zen Budizmi ve Japon Kültürü ile yoğrulan Karate, kişinin kendini; bedensel ve zihinsel olarak eğitmesi ilkesi üzerine kurulu, eğitim sistemi sayesinde insanı şiddetten uzaklaştıran, barışçıl duygular beslemesini sağlayan bir disiplindir.



Karate Stilleri

* Shotokan
* Goju Ryu
* Shito Ryu
* Wado Ryu
* Ashihara
* Kyokushinkai

Shotokan


Shotokan (Shotokan Ryu) Japon Karate Federasyonu tarafından kabul gören dört Karate Stilinden biri. Günümüzde Japonya dışında en çok yayılmış stildir. (Ryu kelimesi Japoncada metodoloji, metod, stil anlamına gelir. Adını stilin kurucusu olan Gichin Funakoshinin şiir yazarken kullandığı mahlasının, öğrencileri tarafından çalıştıkları Dojoya verilmesinden almıştır. Shoto Çam kokulu dalgalar, Kan ise okul anlamına gelir. Doğup büyüdüğü Okinawa adasında uzun yıllar Savaş Sanatları çalışan Funokashi, geleneksel karate tekniklerinin uygulanmasının çok zor olduğuna karar verdikten sonra, sanatın yediden yetmişe herkesin uygulayabilmesi ve Japonyada okullarda beden eğitimi derslerine girmesini amaçlayarak tenikler üzerinde düzenlemeler yapmıştır. Bu yüzden Usta, Karatenin özünü bozmak ve tekniklerin gücünü azaltmak konusunda eleştirilmiştir. Ancak Ustanın yaptığı düzenlemeler sayesinde teknikler gerçekten her yaşta sporcunun uygulayabileceği ve rahatlıkla kavrayabileceği hale geldiği için tüm dünyada yayılma imkanı bulmuştur. Bir karate tekniğinin güçlü bir şekilde uygulanabilmesi, sporcunun bu tekniği doğru bir şekilde çok tekrar etmesi ile sağlanır. Ancak geleneksel karate ekollerinde daha fazla fiziksel güce ve nefes egzersizlerine önem verilmiştir.

Katalar
Bazılarını Gichin Funakoshi'nin adlandırdığı Shotokan Kataları 26 tanedir ve isimleri şöyledir:

* Heian Shodan
* Heian Nidan
* Heian Sandan
* Heian Yondan
* Heian Godan
* Bassai Dai
* Bassai Sho
* Kanku Dai
* Kanku Sho
* Tekki Shodan
* Tekki Nidan
* Tekki Sandan
* Chinte
* Empi
* Gangaku
* Jion
* Jiin
* Jitte
* Gojushiho Sho
* Gojushiho Dai
* Hangetsu
* Meikyo
* Nijushiho
* Sochin
* Unsu
* Wankan

Goju Ryu


Goju Ryu, Dunya Karate Federasyonu WKF'nın resmi olarak kabul ettiği dört Karate Stilinden biridir. Okinava kökenli Karate stili olan Goju Ryu, Japonca Sert-Yumuşak Okul anlamına gelmektedir. Çin kökenli, 'iki karşıt ögenin birleştirilmesi" esasına dayanan wu pei chih doktrinine dayalıdır. Tüm Karate Stilleri içinde Çin Kökenli Savaş Sanatlarından en çok etkilenen Goju Ryu'dur. Stilin ortaya çıkışı Okinava Adasının Naha Kasabasından olan Kanryo Higashionna, (1850-1915)'ya dayanır.

Tarihçe
Goju Ryu karate Stili, Kanryo Higashionna'nın Naha Te stilinden gelişerek meydana gelmiştir. Naha Te'nin geçmişini Kung Fu'nun beş hayvan stiline kadar takip edebiliriz. Yaklaşık 10 yıl Çinde savaş sanatları eğitimi alan Kanryo Higashionna Okinavaya döndüğünde yerel dövüş tekniğini Çinde öğrendiği prensiplerle sentezleyerek, Yardımcısı Chojun Miyagi ile birlikte öğretmeye başlamıştır.

1916 yılında Kanryo Higashionna öldüğünde, Chojun Miyagi stilin fiili yöneticisi olmuştur. Usta Miyagi, uzun yıllar Çinde kalarak ve Çinli Kung Fu ustaları ile çalışarak, tekniği geliştirmiş, Gerek Okivnava gerekse Japonya'da birçok izleyici ve resmi yetkili önünde gösteriler yaparak stilinin tanınmasını sağlamıştır. Kitlelere ulaşmasını sağladığı için stilin kurucusu olarak anılır.

Bugün dünyanın pek çok yerinde Goju Ryu stili çalışılmaktadır.

Goju Ryu'nun Türkiye Gelişi ve Sensei Fatih İNCE

1960 yılında doğdu. 1976 yılında sınıf arkadaşı Cengiz TASDELEN’in teşvik ve yardımı ile Taekwon-Do’ya başladı. Milli Taekwondocu ve antrenör Abit KILIC’ın Siyah kuşak sınavında dikkatini çeken İnce 1979 yılında Taekwon-doda siyah kuşak oldu. 1982 yılında Karate-Do’ya geçiş yaparak 1986’da SHODAN oldu. Birçok il ve bölge birincilikleri kazandı, 1987’de Ankara (SESAM) da açılan ilk Kıdemli Antrenör kursunu başarı ile tamamlayarak Resmi Karate-do Antrenörü sertifikasını dönemin Karate Federasyonu Baskanı Sn. İbrahim ÖZTEK’in elinden alarak İzmir’de kendi gayreti ile kurduğu GOJU-RYU KARATE-DO SPOR Salonu isimli ilk resmi Dojo’sunu açtı. Yurtiçi ve yurtdışında (Fransa, İsveç, İspanya, İngiltere, Hollanda, Japonya, Almanya ve Kanada’da) bir çok kurs ve seminerlere katılarak değişik spor dergileri ve gazetelerde inceleme-araştırma makaleleri yayınladı. Savaş Sanatlari sporları konulu panellerde kamuoyunun bu sporları doğru anlama ve algılaması için çeşitli konuşmalar ile TV programlarına katıldı. 1990 yılına kadar çalışmış olduğu eski stilini dünya standartları (World Karate Federation) dışında kaldığı için bırakarak, GOJU-RYU Karate-do ekolünde Uluslararası düzeyde inceleme ve araştırmalar yapmak için yurtdışına gitti. 1991 yılında kısa adı I.O.G.K.F. olan Uluslararası Goju-Ryu Karate-do Federasyonuna üye oldu. I.O.G.K.F.’nin başkanı Shihan Morio HiGAONNA (9.Dan)’ın resmi davetlisi olarak Fransa’da düzenlenen Europian Goju-Ryu Karate-Do GASSHUKU,(AVRUPA GOJU-RYU KARATE ANTRENÖRLERİ) eğitim kursuna çağrıldı. Bu kursta Okinawa’lı üstad Shihan HIGOANNA tarafından özel olarak eğitildi. Her yıl tekrar eden Avrupa seminer ve kurslarını başarı ile bitirdi. 1991 yılında Dünya Goju-Ryu federasyonunun ilk Türkiyeli üyesi, 1992 yılında GOJU-RYU KARATE-DO Instructor, 1993 yılında Isvec, Stockholm’da yapılan kursta CHIEF INSTRUCTOR “Türkiye Goju-Ryu Başantrenörü ve Türkiye Temsilcisi” sertifikasını bizzat Shihan Morio HiGOANNA’dan aldı. 1995 yılında İspanya’da düzenlenen 13.Avrupa Semineri sonrasında Shihan HIGAONNA tarafından Goju-Ryu Karate’yi Türk Cumhuriyetleri ile İslam ülkelerine tanıtmakla görevlendirildi. I.O.G.K.F’nin Türkiye temsilcisi olan Sensei İnce, 1991-2000 yılları arasında 9 yıl kısa adı T.O.G.A. olan Goju-Ryu Karate-do Spor Kulubünün de başkanlığını yürüttü. 2000 yılında ailesi ile birlikte yurtdışına göçmen olarak yerleşen Sensei İnce, 2003 yılında (NKA)Canadian Karate Federation’un actigi hakem kursunda (National Referee) Milli Hakem oldu. Aynı yıl bir Community Centre’de Karate eğitmeni olarak görev aldı. Halen Kanada’nın Toronto şehrinde yaşamına ve Karate antrenörlüğüne devam eden Sensei İnce, Kanada’da düzenlenen tüm Ulusal ve Uluslararası Turnuvalarda Milli Hakem olarak görevine devam etmekte olup, WKF 5.Dan, TCKF’dan 2.Level(Kd.) Karate-Do Antrenörlük belgesine sahiptir..

Goju-Ryu Karate-Do ekolü ile Türkiye, 1990-2000 yılları arasında Sensei Fatih İNCE’nin üstün gayretleri sonucu, Uluslararası Goju-Ryu Karate-Do camiasının bir üyesi olarak uygar dünya ülkeleri arasında layık olduğu yeri almıştır.

Ayırdedici Özelliği

Goju Ryu Karate stilinin özelliği Geleneksel Kapalı Sistem dövüş sistemi Shorin Ryu özelliklerini hala devam ettirmesidir. Kapalı dövüş sistemi; rakibe yakın mesafede kalarak, kontrolü ele almaya çalışmak ve bedensel teması kesmeyerek kontrol üstünlüğünü elde tutmaya çalışmak üzerine kuruludur.

Bu yüzden daha doğal, dolayısıyla dar, yüksek ve sağlam duruşlar ile direk hareketler tercih edilir.

Ayrıca ismini de aldığı, sert-yumuşak özelliklerinden biri olarak teknikler benzer stillere göre daha sert çalışılır. Tekniklerin daha güçlü yapılabilmesi için Chojun Miyagi tarafından geliştirilen nefes sistemini kullanır.

Goju Ryu Kataları stilinin dövüş stratejilerini eksiksiz biçimde öğretmek için özenle seçilmiş ve düzenlenmiştir.

Önemli Katalar

Goju Ryu Stilini ifade eden başlıca önemli katalar şunlardır;

* Geki Sai Dai Ichi
* Geki Sai Dai Ni
* Saifa
* Sanchin
* Seiyunchin
* Shisochin
* Sanseiru
* Seipai
* Tensho
* Seisan
* Kururunfa
* Suparinpei


Ashihara

Yirminci yüzyılda Kancho Hideyeku Ashihara tarafından kurulan Karate stili.

Kurucusu

Ashıhara 1944 de Japonya’nın Hıroshima Ken şehrinde doğmuştur. Deniz askeri okuluna gitmiş ancak devam ettirememiştir. Askeri okul sıralarında uzun müddet Kendo çalımış, sokak kavgalarına katılmıştı.

Okuldan ayrıldıktan sonra bir benzincide çalışmaya başladı.Sokakta kazandığı dövüş tecrübesini bir Do sanatında kullanmak istiyordu.Kenpo bir noktadan sonra ona yetersiz geldi. Çeşitli dojo lara gidiyor ve değişik sistemleri deniyordu.

Oyama’nın dojosuna 1961 yıllının eylül ayında 16 yaşında başlamıştı. 1964 yılında siyah kemeri aldı ve öğretmenliğe başladı Ashıhara.1966 ise kyokushin sisteminde çok önemli bir rütbeye geldi.

Çeşitli olaylar sonucu hocası ile arası açılan Ashihara kendi sistemini kurmuş ve çalışmalarına bu yönde devam etmeye başlamıştı. 1980 yılında Ashihara Kai Kan kuruldu.

Ashihara 1995 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Kuruluşu
Kancho Hideyeku Kyokoshinkai Karete'nin kurucusu Masutatsu Oyama'nın öğrencilerinden biridir. Hocasından ayrıldıktan sonra kendi stili olan Ashihara kareteyi geliştirmiştir.

Ashihara karete genelde kyokushin izlerini taşır ve birçok önemli yönleri o sistemden alınmıştır.

Ashıharaya göre diğer karete sistemleri süslü kelimelerden oluşan branşlardı. ancak savaşmak ile karşı karşıya kalınınca gerçekler ortaya çıkıyordu.

Kyokushinkai
için toplum"dur.

Stilin Doğuşu

Kyokushin'in kurucusu Masutatsu Oyama Choi Yeong-eui adıyla 1923 yılında güney Kore'de dünyaya geldi. Oyama Çin ve Kore Kempo stillerini çalışmıştı. 1938'de ailesiyle birlikte Japonya'ya göç etti ve burada Judo ve daha sonra Shotokan adını alacak olan Okinava Karatesi çalıştı. Japon toplumuna daha iyi uyum sağlamak amacıyla Masutatsu Oyama adını aldı. II.Dünya Savaşı'ndan sonra Goju Ryu karate stilini çalıştı. Bu dönemde karatesini geliştirmek için üç yıllığına dağlara çıktı. Daha sonra ABD'ye giderek profesyonel güreşçilerle gösteriler yaptı.

1953 yılında Oyama Dojo adıyla Tokyo'da kendi karate salonunu açtı ve savaş sanatları gösterileri için tüm dünyayı gezmeye başladı. En çok konuşulan gösterisi çıplak elleriyle boğaları öldürmesiydi. 1964 yılında stiline Kyokushin-kai adını resmen verdi.

Teknik ve Antreman

Kyokushinkai'de eğitim üç ana başlık altında gerçekleştirilir.

* Teknik (Kihon)
* Form (Kata)
* Müsabaka (Kumite)

Kyokushin sistemi shotokan ve Goju Ryu gibi geleneksel karate stilleri üzerine temellenmiştir ancak boks ve kick boks gibi mücadele sporlarından pek çok unsuru müsabakalarına (kumite) katmıştır.

Kyokushin sisteminin ana özelliği tam temaslı oluşudur. Bu sebeple eğitmen ve öğrenciler tam temaslı bir dövüşe kendilerini hazırlamak için sert müsabakalara katılmaları gerekmektedir. Diğer karate formlarından farklı olarak Kyokushin herhangi bir eldiven veya koruyucu malzeme olmaksızın tam temaslı dövüşe büyük önem verir. Bu oldukça sert görünmesine karşın rakibin yüzüne vuruş yapılmasına izin verilmemesi ciddi zarar görülmesini önemli ölçüde engellemektedir. Diğer taraftan kafa ve yüze diz veya tekmelere izin verilmektedir.

Kyokushin stili shotokan stilinin çizgisel yapısından çok Goju Ryu'nun dairesel stiline yakındır. Oyama Shotokan'ı birkaç yıl çalışmış ileri antremanlarını Goju Ryu'da yapmayı tercih etmiştir ve bu Kyokushin sistemine de yansımış ve önceleri Shotokan benzeri bir eğitim olmasına rağmen sonraları Goju Ryu ağırlığı sistemde kendini hissettirmiştir.

İlk dönemlerde Masutatsu Oyama, sistemin gerçekçiliği adına yüze yumruk vurulmasına izin vermekte ve koruyucu eldivenler de kullanılmamaktaydı. Ancak bu durum müsabıklarda ciddi sorunlara yol açtığından yüz ve boyuna el ve dirsek vuruşları yapılmasına izin verilmemeye başlandı.

SHITO-RYU

Gerçek Karate-Do, bir Savunma Sanatı olarak, temeli çok eski çağlara dayanmaktadır. Bilim adamlarının bir kısmı, Karatenin doğuş yeri Çin olduğunu ve oradan Okinawa adalarına yayıldığını tahmin etmektedirler. Diğer bir kısmına göre de, Çin ustası Tsüan-Şu'nun geliştirdiği Savunma Sanatından çok önce Okinawa adalarında Karate-Do'nun yaşadığını söylemektedirler.

Diğer bir rivayete göre de, Tsüan-Şu'nun Okinawa'ya yayıldığı ve sonra da adaların Ulusal Savunma Sanatı olarak geliştirildiği düşünülmektedir.

Rivayetlerden birinde de, Buda'nın Hindistan'daki 28. Ardılı olan Bodhidharma, Ustası Prajnatara'nın talimatı üzerine, Milat'tan Sonra VI. Asırda Çine gelmiş ve Bey Krallığında Sâolin (Sorin) Manastırına yerleşerek, buradaki Rahibeleri eğitmeye başlamış. Bodhidharma, "18 kol Hareketi", sonradan "Sâolin Tsüan" adı altında çeşitli stiller oluşturmuş ve Kore, Vietnam, Birma, Endonezya, Tayland gibi ülkelere yayılarak, yerli ulusal özellikleriyle zenginleşip Tsüan-Su sistemiyle birleşmiştir. Bu çeşit hızlı yayılmasına rağmen Sorin su-Kempo sistemi fiziki hareketlerinden öteye gitmemiştir.

Okinawa adalarında karate sisteminin gelişimine büyük önem verilmiş ve bu sebeple Okinawa, bu günkü karatenin beşiği sayılmaktadır. Okinawa, o kıtada en büyük ada sayılır, yüz ölçümü 1254 kilometre karedir. Adanın Güneyinde en büyük merkezler ise, Naha, Süri ve Tomari'dir. Okinawa'nın baş kendi Naha'dır. Nüfusu, genelde Japon kökenli kavimlerden oluşmaktadır. Kavimler Ryuku şivesinde konuşuyorlar. O dönemde Okinawa kavimleri devamlı olarak birbirleri ile savaşırlardı, bunun dışında da, yerli zenginler halkın mal ve mülkünü zorla ellerinden alıyorlardı.

VII. asırda, ilk olarak Japonya, Okinawa ile ticari anlaşmalar yaparak, iki ülke arasında sıcak ilişkiler kurdu. Aynı zamanda Japonya'da Tayra ve Minamoto Tarikatları arasında şiddetli çatışmalar başlamıştı. Yenilen tarikat mensupları Okinawa adasına sığınmışlardı. Birçok kaçak Samuraylar burada saklanıyorlardı. Samurayların gelişiyle o yörede Japonya savunma sistemleri gelişmeye başladı, sistem içeriğinde de Japonya silahları kullanılıyordu. Aynı zamanda, Süri, Naha ve Tomari şehirleri civarında sivil ve askeri grupları toplanmışlardı. Bu yöreye Çin'den sızıp gelen Kempo, halk arasında yayılmaya başlamıştı.

Bu sırada üç büyük Okinawa karate do dalları, Süri, Naha ve Tomari şehirlerinde oluşarak, Süri-te,Naha-te ve Tomari-te adları altında gelişiyorlardı. 1429 yılında Kral Se Ha-Si bu üç büyük bölgeyi kendine bağlayarak, kontrol altında tutuyordu. Aynı bölgelerde büyük çatışmalar başlamış ve tehlikeli bir kargaşa durumu bekleniyordu. Bu sebeple Kral Se Ha-Si bir karar alarak "KİN-BU" silah taşımayı yasakladı. İç çatışmalar ve dışarıdan yapılan saldırılar yerli halkı, kendilerini korumak için savunma sanatı ustalarına baş vurmaya mecbur etmişlerdi.

O dönemde Endonezya, Vietnam, Laos, Birma ve Kore gibi ülkelerde "Okinawa-Te" gelişmiş ve bu ülkelerde temsilcileri bulunuyorlardı. İşte yerli halk, gizli olarak "Okinawa-Te" sistemini öğrenmeye başladı. Şubat 1609 yılında Japonya'dan yüz gemi ile üç bin Samuray Okinawa adalarına geldi. Ordusu olmayan Okinawa halkı Samuraylara karşı güçsüz kaldılar. Yeterli kadar karşı koyamadılar ve yenildiler. Bundan sonra Okinawa ve halkı Japonya İmparatorluğuna bağlı olarak ağır vergi ve işkence altında ezilmeye maruz kaldı. Aynı zamanda üçüncü kere silah taşıma yasağı çıktı. Japonya iktidarı, Katana gari, yani "kılıç avlama" emrni verdi. Kılıç ile yakalanan vatandaş ölüm cezasına çarpılıyordu.

1629 yılı Okinawa'da gizli örgüt oluştu ve bu örgütün başında da "Okinawa-Te" ustaları bulunuyordu. Silah yasaklığı, ada halkını zor antrenmanlar yapmaya mecbur etti. İdmanlarda, saldırılara önem verilerek yumruk ve ayaklarını çalıştırıyor, onları tehlikeli silah olarak kullanmak istiyorlardı. Özel alet olan "makiwara" kullanılıyordu, binlerce kere tekme ve tokat atılıyordu. Rakipsiz çalışarak, kendilerini bir savaşçı olarak hazırlamak için de devamlı "katalar"(hayali rakipler ile yapılan dövüş hareketleri) çiziyorlardı. Bununla beraber "Kobudo-Dzütsu" öğreniyor ve çeşitli silahları kullanmaya çalışıyorlardı. Silah çeşitleri: ip, zincir, kayık küreği, sopa (Bo), orak (Kama), değirmen taşı (Tonfa), üç dişli kama çeşidi (Sai) ve diğerleri idi.

Uzun süre içinde verilen mücadele, sonunda 18. asırda karate ustası Sakugawa, "Sakugawa-no Karate" okulnu açtı ve karate kelimesi ilk olarak kullanılmaya başladı. Kara (boş), te (el), yani Boş el Savunma Sanatı, birçok ustalar tarafından geliştirildi ve bu silahla 1868 yılında Okinawa halkı Samurayları yok ederek ülkesini "Gün Doğuşu" ülkesi ilan etti. Fakat 1885 yılında Okinawa, Japonya İmparatorluğunun bir parçası olarak gelişmeye devam etti.

1901-1903 tarihleri arasında Karate, Japonya Beden Eğitim Sistemine uygun olarak, Eğitim Programına eklendi. Bundan böyle resmi kurum ve kuruluşlarda ilk karate kursları veren, eski Okinawa stili SÜRİ-TE'yi oluşturan Sokon Matsumure'nin öğrencisi Yasutsune İtosu idi. İtosu, bugünkü Karate stillerinin kurucuları Kenwa Mabuni (SİTO-RYU), Miyagi Tözün (GODJO-RYU), Gitin Funakosi (SÖTÖKAN-RYU) ve diğer ünlü ustaların hocası idi. İtosu, o dönemde jimnastik hareketlerine benzeyen zincirleme hareketleri, yani hayali rakipler ile dövüş sistemi Kataları geliştirerek ilk olarak sağlık tedavi jimnastiğini uyguladı.

19. asrın sonunda "SÖRİNDZİ-RYU'dan iki geneleksel karate stili oluştu. Stillerin birleşimi ile "SÜRİ-TE ve TOMARİ-TE"'den "SÖRİN-RYU," "NAHA-TE ile TOMARİ-TE" den de "SÖREI-RYU" oluştu.

"SÖREİ-RYU," hafif ve kandırmacı, sağa sola kayma hareketleri niteliğini taşıyan bu hafif ve hareketli stil, kadın ve çocuklar için çok uygun bir stildi.

"SÖRİN-RYU" ise -"aydınlaşmış kalp," eski ve geleneksel Okinawa yumruk dövüşü "OKİNAWA-TE" prensiplerine göre oluşmuştur.

Felsefe bakımından karate, "Budizm" inancına bağlı olmasına rağmen, Okinawa'da bir askeri dövüş sanatı olarak yaygınlaşmıştır. Bu yaklaşım nedeniyle, eski dövüş sistemi olan "KEMPO," unutulmuştur. Japonya'da yaygınlaşan karate, Japon ulusunun malı olarak görülmüştür. Bugünkü karatenin irade gücünü gözden geçirerek, "BUSİDO"-"Samuray yolu" adını taşıyan , yani "Samuray" -akıncının ahlâk ve estetik niteliğini taşımaktadır, Budizm, insanın doğa ile birleşme düşüncesini "Busido" ya ekleyerek, onu askeri kanuna çevirdi ve aynı zamanda birçok Japon ulusal inançların temsilcisi olarak görüldü. "Busido" Samurayların güvende ve soğukkanlı olmalarını sağlıyor, ölümden hiç korkmayacak kadar cesaretlendiriyordu. Onların doğru, dürüst ve temiz insan olmalarını, paradan nefret etmelerini, kendi menfaatlerini düşünmemelerini sağlıyordu.

O dönemde olayların en önemlisi, Karate-Do sisteminin, gelecekte Japonya'nın İmparator koltuğuna oturacak Hirohito'ya gösterilmesi ve tanıtılması idi. 6 Mart 1921 yılında yapılan bu gösteri Hirohito'yu çok büyülemişti. Karate-Do programında gösterilen Kata, Kumite (dövüş) ve Tamesivari (kiremit ve çeşitli kalınlıklarındaki tahtaların boş elle kırılması), Hirohito'yu çok şaşırmıştı. 20. asrın ikinci yarısında Okinawa ustaları, oluşturdukları Karate-Do stillerini resmi olarak kayıt ettirdiler.

Okinawa ustası Kenva Mabuni, 1926 yılında Osaka şehrinde "SHİTO-RYU" stilini oluşturdu ve 1930 yılında da resmi kaydını yaptırdı. 1936 yılında Okinawa ustalarının konferansı oldu ve "Okinawa Karate Ustaları Konferansı" olarak tarihe geçti. Aynı zamanda da Kara kelimesinin "Çin" anlayışı kaldırılarak "Boş" iyeroglif anlamı verilmiş oldu. 2. Dünya Savaşı öncesi resmi olarak Japonya'da dört Karate-Do stili var idi. Bu stiller: "GODZO-RYU", "SHITO-RYU", "SÖTÖKAN" ve "VADO-RYU" idi. Sonradan bu stillere dayanarak birçok farklı stiller ortaya çıktı. Mabuni ustanın öğrencileri: "SHITO-KAI", "SYUKO-KAI", "SANKYU-KAI" stillerini oluşturdular.

1964 yılında Tokio'da Olimpiat Şampiyonası yapılarak, Budokan Dövüş Merkezinde Tüm Japonya Karate-Do Federasyonu "DZEN NİHON KARATE-DO REMEY" adı altında tüm karate stil ve okullarını birleştirdi.

50. yıllarından sonra, Karate Avrupa ve Amerika'ya kadar yayıldıktan sonra, birçok ulusal federasyonlar oluştu. 1969 yılında Uluslar arası Karate-Do Birliği (WUKO) kuruldu ve aynı zamanda İlk Karate Müsabakaları yapıldı.

Bu günkü Karate-Do, geniş bir çapta stillerin bir araya gelmesini sağlamıştır. Bunların temeli de eski çağ "TODE" stilinin prensipleri üzerine kurulmuştur.

katalar

* Heyan 1-5,
* Bassay-day, sö,
* Kosokun-day, sö,
* Siho-Kosokun,
* Dzion,
* Dzitte,
* Dziin,
* Vansü,
* Çintey,
* Godzüsiho,
* Çinto,
* Rohay 1-3,
* Nayfantin 1-3.

WADO RYU

TARİHÇESİ

WADO-RYU ve "Hironori Othsuka"

4 ana karate ekolünün koruyucuları arasında, gerçek anlamda Japon kökenli olan tek kurucu, Hironori Othsuka’dır. Kendisi Okinawa’lı olmayan tek büyük Japon stil yaratıcısıdır.

Hironori Othsuka, 1892’de, Tokyo’nun hemen yanı başındaki İbragi kasabasında, doktor bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Annesi bir dövüşçü aileden gelmektedir. 5 yaşından itibaren Japon kılıcı ve Jujitsuya başlatıldı. 13 yaşında, lisede iken esas antrenmanlarına başladı. Bu çağlarda,ünlü T. Nakayama’nın dojosuna kabul edilerek Japon kılıcı ve bilhassa Yoshin-Ryu Ju- jutsu’ya başladı. Bu çalışmaları aralıksız 5 yıl devam etti ve nihayet 1910’da Wasede Üniversitesine girmek için dojosundan ayrıldı. 4 yıl süren üniversite hayatı boyunca da Tokyo’nun tüm Ju- jitsu dojolarında çalıştı.

Hironori Othsuka, askerlik dönüşü bir bankaya memur olarak çalışmaya başladı. Bu arada M. kanaya’ nın dojosunda Yoshin-Ryu Ju-jitsu’ya devam etti. Bir Kyoshi olan M. Nakayasensei, aynı zamanda eklemler ve kırıklar üzerine tradisyoner bir doktorluk becerisine sahipti(günümüz çıkıkçıları gibi). Iki yıl sonra Hironori Othsuka, doktorluk diplomasını(branşında) alarak, bankadan ayrıldı ve doktorluk yapmaya başladı. 1920’de, ise, 28 yaşında iken, Yoshin-Ryu ekolünün diplomasını kazandı.

1922’de, yakın dostu olan İto’dan, Ryu-Kyu karate Jutsu adıyla söylenen bir sanatın varlığını öğrendi. Ito O’na, Jigoro Kano’nun,bu sanatın temsilcisi olduğu söylenen Funakoshi diye bir adamın, bir gösteri yapmasını sağladığını anlattı. Dostu İto’nun sözlerine çok önem veren Othsuka, Funakoshi’yi ziyaret etmeye karar verdi. Ve işte 27 yıllık bir çalışma hayatından sonra, Jujutsu ile istikbalde Karate olarakdünyaya yayılacak olan sanat, bir noktadakarşı karşıya geldiler. Jujitsu, günümüzün Judo ve Aikido’sunun doğduğu çok eski bir Japon sanatıdır. Jujitsu’nun oluşumunu 8.yüzyıllarda bulimic mümkün. Japon feodal savaşları sırasında, harp alanlarındaki vücut vücuda dövüşlerde, savaşçıların kullandığı bir dövüşsanatı olan jujutsu’nun 28 ekolü vardır.

Böylece Hironori Othusuka, G.Funakoshi’nin eğitimini takip etmeye başladı. 1,5 yıl gibi kısa bir sürede 15katayı öğrenen Othsuka araştırmalarını daha da derinleştirip, bu kataların kökenlerine eğildi ve Funakoshi hoca tarafından gerek temel Greeks ileri katalarda yapılmış olan değişiklikleri gördü. Bu değişikliklerin, asırlardır gelen kataların dövüşte eksikler yarattıgını, tradisyonel kataların dövüşte eksiklikler yarattığını, tradisyonel kataların insana verdiği gerçek dövüşte uygulanabilirlik durumunun ortadan kalkarak, danssal bir görüntüye dönüştüklerini anladı. Bundan başka, yıllarca çalıştığı Jujitsu’nun bile bir çok yönden, yakın dövüşte, Funakoshi’nin karatesinden daha etkili olabildiğini farketti. Kısa sürede Funakoshi’nin asistanlığına yükselmiş olan bu kabiliyeti genç adamın, Funakoshi’den kopması da aynı hızla oldu. Eski katalara dönüşü, gerçekçiliği ve bunun yanında da Jujitsu tekniklerinin karete denilen disipline ilavesi ile sanatın çok gelişeceğine inanan Hironori, hocası Funakoshi tarafından şiddetle tenkid edildi. Othsuka da, hocasının serbest kumite yapılmasına devamlı karşı çıkmasının, sanatın daha doğmadan ölmekte olan bir tiyatro eserine dönüşmekte olduğunu ileri sürerek, bazı üniversiteli gurupların da desteği ile, Funakoshi’nin gurubunu adeta ikiye böldü. Kalanlar Funakoshi Hoca ile davam derken, gidenler, Hironori Othsuka’nın liderliğinde yeni bir oluşuma doğru ilerlediler. 1928’de Hironori Othsuka, ortak dostları Y.Konishi’nin aracılığı ile, 1928’de Okinawa’dan gelmiş olan Shito-Ryu’nun kurucusu Kenwa Mabuni ile tanıştı ve ona problemlerinden bahsetti. Hayatında hiç Okinawa’ya gitmemiş ve araştırma yapmamış olan Othsuka için Mabuni gibibir hocanın sağladığı bilgi ve kataların orjinalleririndeki yol göstermeler, hironori’de yepyeni ufukların açılmasına neden oldu. Tün bu bilgi ve bulguları, 27 yıllıkengin Ju-jutsu teknikleri ile potaya atarak, ortaya günümüz karatesinin çok değerli ve tek gerçek Japon karate sitili olacak olan Wado Ryu’nun temellerini kurdu ve nihayet 1934’de Tokyo’da ilk dojosunu açtı.

1938 yılında, Japon Butokokai’sinin kendisine Renshi (3.dereceden haca) ünvanını vermesi üzerine, yapmakta olduğu doktrluk mesleğini bırakarak, kendisini tamamen karateye adadı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Tokyo’da açık hiçbir dojo kalmamıştı.1950’lerden itibaren üniversiteler, yavaş yavaş müsabakalar organize etmeye başladılar. Bu arada Othsuka’da pek çok üniversitede ders vermeye başladı. Shotokan’ın günümüzdeki en büyük ve etkili grubu olan J.K.A.’da diplomatik bir manevra ile, funakoshi hocanın “Ömür Boyu Başkanlığını” ilan ederek, kendi içinde ilk müsabakalarını organize etti. Goju Ryu ve Shitoü Ryu dojoları zaten birkaç yıl evvelindenbu tandansın içinde idiler. bÖylece ilk etapta, adete adı ilan edilmemiş bir Japon Üniversiteler ilgi doğdu. Günümüzde bu anane devam etmekte ve uygulanmakta

Günümüz Wado-Ryu’su 16 katayı çalışmaktadır. Hironori Othsuka, 1982’de 90 yaşında öldü.

Günümüz Wado-Ryu’su Wado-Academy veWado-Kai adı altında iki ana cereyanla yürümektedir.wado-Ryu akademinin başında.hironori Othsuka’nın oğlu, Jiro (Hironori-ll) Othsuka (10. Dan) vardır.

İkinci akım ise, Tatsuo Suzuki Sensei tarafından geliştirilmiş olan Wado-Kai’dir.

Türkiye’de Wado-Ryu yıllardır mevcut olmakla beraber, içinde bazı bölümlere ve guruplaşmalara uğramıştır. Halen Türkiye’ye Karate Federasyonu tarafindan Wado-Ryu temsilcisi olarak Aydın İnce Hoca tanınmaktadır. Wado-kai cerayanının ise Türkiye’de, Avrupa Wado-Kai teşkilatınca tanınan Organization of Turkish Wado-Ryu karate isimli kuruluşa temsil edildiği görülmektedir. Adem Karabulut’un başkanlığında ve ömer Tüfekçi’nin genel sekreterliğinde bu kuruluş, doğrudan Japon Wado-Kai’sine değil de, başkanlığını Teruo Kono’nun yaptığı Almanya’daki European Wado-Kai’nin memleketimizdeki bir uzantısı konumundadır. Bu kuruluşun yetkilileri de Karate Federasyonu’na müracaatla, kendilerinin de Wado-Ryu temsilcisi olarak tanınmaları istemişlerdir.


Wado Ryu Kataları stilin 16 katası


Pinan Nidan
Pinan Shodan
Pinan Sandan
Pinan Yondan
Pinan Godan
Kushanku
Naifanchi
Chinto
Seishan
Bassai
Niseishi
Rohai (Lorei)
Jitte
Jion
Wanshu
Separimpei

İlk kuruluşta 9 kata ihtiva eden stile, Hironori Ohtsuka'nın sonra 7 kata daha ilave edilmiş ve Wado Ryu'sunda 16 kata stili olmuştur. Wado Ryu'nun kumiteye daha dış bir sima olmasi, onu daha geri olarak görmekle birlikte, gelene kadar 9 kata ile gelmis olmasi, derin araştırma yapılmasina neden olmustur. Bir diger tartisma da, genelde Jodan (yiyesi) bloklarin, digerlerine oranla fazlaligidir.

Doğuda Wado Ryu: Halen kurucusu Ohtsuka'ın geliştiricisi Suzuki'nin olmak iki ana cereyan mevcuttur. Hironori Ohtsuka'nun Jiro Ohtsuka, Wado Ryu Academy diye ani?irinci grubun başolup ya tek 10. Dan Wado Ryu hocası. Daha sonradan, babasının adı yaşı işi O'nun ismini de mahkeme kararı alan Jiro Hironori Ohtsuka'nın bıraktığı 10. Dan olan Masafumi Shihomitsu'dur

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !